• Twitter Güncelleştirmeleri

    • Yirmi beş günlük baba ve ikizleri Yunus ve Emre'nin kavuşma anları! https://t.co/aYyUsVW5IL 2 weeks ago
    • Trabzon'un Araklı ilçesi Pazarcık Turizm Merkezi duman altı https://t.co/vrsQLStE1k 2 weeks ago
    • Yaz gelince her yer de ayrı bir güzellik vardır ama Yusufeli- İspir arasındaki güzellik her yer de yoktur! https://t.co/yR8mHOh5p7 2 weeks ago
    • Cemaatler, Dünya için değil ahıret için insanı hazırlayan ve insana ahıret hayatında iyi yer edinmesini sağlamaya yaran araçtır,dünyevi diil 2 weeks ago
    • Cemaatler de hedef bellidir! İnsan, nefsi ile mücadelesinde yol bulamazsa buna tarikatler yön verir ve o insan nefis mücadelesini kazanır! 2 weeks ago
    • Tarikatlara saygımız var,cemaat adı altında kalkıp bu ülke de çıkar ve manfaat güdülüyor ve belli makam ve mevkiler 'Bizim olsun'a karşıyız 2 weeks ago
    • Her yiğidin bir yoğurt yiyişi varya bu cemaat zımbırtıları da aynı ilke ile hareket ediyor,bu toplumda "bilinmiyoruz"sanıyor ve yanılıyorlar 2 weeks ago
    • Adam cenaze de ve makam aracının yanında ve dua ederken ellerini birleştiriyor, bakın, görün "Ben silimacıyım" diyor, hünermiş gibi,yazık! 2 weeks ago
    • Fötoden sonraki büyük grup tabi ki ışıkçılar, ardından da silimancilar geliyor bunu elbette Devlet biliyor ve tedbirini de almıştır,nokta! 2 weeks ago
    • Artvin'in Yusufeli ilçesi ..Bu ilçe tarihe mal olacak, baraj nedeniyle farkılı bir yere taşınacak https://t.co/U0Wt38IRwx 2 weeks ago
    • Devlet'teki üst kadroları Fetö, orta kadroları ışıkçılar, makam şöferleri gibi alt kadroları da mübarek silimancilar ele geçirmiş! 2 weeks ago
    • Fetociler, Işıkçılar, sülimancılar ..Sıraya girmişler gibiler meğer! 2 weeks ago
    • Artvin / Borçka Barajı Çoruh Nehri üzerindeki gerdanlıklardan sadece biri https://t.co/KmT7BwgOr4 2 weeks ago
    • Ama o nehir, yani Kura nehri kafamızı allak bullak etti, abi kardeş bizi birbirine düşürüverdi. Yok o tarafa akar,… twitter.com/i/web/status/8… 3 weeks ago
    • Burası Karadeniz deniz değil ama Karadeniz'in incisi Borçka barajından https://t.co/nAwaqdCi8v 3 weeks ago
    • "Hasta adam" muamelesi gören Türkiye, kendi ayakları üzerinde durduğu gibi ona umut bağlayan tüm coğrafyalarda da ayakta durmayı öğretecek! 3 weeks ago
    • Türkiye Cumhuriyeti, öyle 1923 de doğmadı,adının değişmiş olması onun geçmişinin olmadığı anlamına gelmez ve Devlet,gereğini hakkıyla yapar! 3 weeks ago
    • Sadece ABD de değil, sağ da solda, kuzey de güney de ne varsa,hangi dost görünen ama aslında dost olmayan devletler varsa her bireri işlendi 3 weeks ago
    • ABD, şimdiye kadar anlayamadığımz kadar anlaşılmıştır ve bundan sonra da anladığımız anlamda karşılık bulacaktır,bunda şüphe yok! 3 weeks ago
    • Manisa'da deprem olacakmıştı da hani bir hoca vardı, o depremleri 'Doğu'ya gönderen, o hala yaşıyor mu?! 3 weeks ago
  • Flickr Photos

Karadenizde seller, ürkütüyor ama hayat devam ediyor


Adam 1964 yılında gitmiş yurtdışına ve oradan emekli olup dönmüş memleketine. Yine bağını koparmamış, gidip geliyor. Elindeki poşette talaş var bir de şemsiyesi. Rize’nin Kömürcüler Köprübaşı mevkiinde selam verip, biraz sohbet etmek isteyince coşuyor adeta, belli ki hoşuna gitmişti selam verişimiz. Kim olduğumuz önemli değil, yaşlı insanların konuşturulması gerektiğini ve yaşlı insanların görüşlerinin gelecek kuşaklara aktarılmasını istiyor ve diyor ki, “ Büyükler, boşuna büyük değildir, tarihtir her biri, biraz dinlensin sözlerine kulak verin, dinleyin, anlayın ve yararlanın” diyor..Hak veriyorum bende dinliyorum onu ve aktarıyorum sizlere tabi..
Hava soğuk, zaten bir haftadan beridir sürekli yağmur var ve bu yağmurlar, aslında yağmurlarla içli dışlı olan karadeniz insanını da ürkütüyor. Oysa alışıktık biz yağmurlara, onsuz günümüz sayılıdır ama yok bu seferki yağmurlar, bizim tanıdık bildik yağmurlara benzemiyor. Bir bakıyorsunuz bir başlıyor sicim gibi yağmaya, ardından önüne ne katıyorsa götüren dereler taşıyor, seller ve tabi ki heyelanlar birbiri ardına geliyor. Can kayıplarının yanı sıra toprak kayboluyor, karayolları, köprüler, binalar hatta mezarlar da sele karışıyor.
Hani bilim adamları “ozon tabakası deliniyor, parfüm kullanmayın” dediklerinde, “benim kullandığım parfümün ozon tabakasına ne zararı var” diye tepki gösterirken, o bilim adamlarına gülüyorduk. Fakat, yağışların lokal olması, bir vadide sel olurken diğer bir vadide güneşin görülmesi, iklim değişikliğinin insanların artık rahatça anlayabileceği bir duruma dönüştü. Artık, bilim adamlarının bir şeyler söylemesine gerek kalmadan da insanlar, yaşanan bu iklim değişikliklerindeki farklılığı gözlemleyebiliyor!
İletişimin son sürat gelişmesi, yağışlarla yaşanan felaketlerin anında tüm insanlığa yayılması ve duyulmasını sağlıyor. Bir bakıyorsunuz Silivri, bir bakıyorsunuz Tekirdağ, bir bakıyorsunuz Giresun veya ordu, bir bakıyorsunuz Artvin Borçka, Rize’den sel haberleri ardı ardına geliyor. Sadece Türkiye’de değil, bir bakıyorsunuz Çin’de, Filipinlerde ve ABD’de de kasırga ve fırtınalar, seller can almaya devam ediyor.
Yağışlı bir hava, evde oturmak yerine haber koşturmacası için değil ama ne var ne yok gibisinden bir merakla çıkıyorum yola. Yağışlı yolda karadeniz sahil yolunda yer yer su birikintileri ve konan trafik işaretleri, su birikintilerini sürücülere haber veriyor ve hız düşkünleri uyarılıyor ve muhtemel kazalar önleniyor kuşkusuz ama aynı şeyi vadi boylarına girdiğinizde görmüyorsunuz. Yüksek yüksek tepelere yapılmış evler ve o evlerde oturan insanlar, bu aşırı yağışlardan kuşkusuz fazlasıyla ürkenlerin başında geliyor. Tabi bir de zamanında dere yatağı olan ve sonraları insan marifetiyle dolgu yapılıp, üzerlerine dikilen apartmanlar da yaşayan insanlarda aynı ürken ve de yağmurlardan korkan insanlardan sayılıyor.
Su, kabardığında laf dinlemiyor. Su, sadece ezberi neyse onu, yani kendi yatağını genişleterek Denize ulaşmanın yolunu buluyor. Kimi bu sel felaketlerinden zarar görürken kimileri de sel sularının denize taşıdığı odunlardan kışlık yakacak ihtiyacını karşılamak için uğraş veriyor. Kimileri de sele kaptırdıkları futbol topunu yakalayabilmek için belki de canını tehlikeye atıyor. Kalkandere- İkizdere su kavuşumunda oluyor bu top kurtarma operasyonu ama tabi sel galip geliyor, suya kaptırılmış iki güzel futbol topu, gençlerin tüm gayretlerine rağmen denize doğru sürükleniyor.
Yazıya girişte sözünü ettiğim Alı Rıza Albayrak, dik yamaçlara kurulmuş “varangel”lerle çay taşınan Zincirliköprü, Dörtyol, Yolveren, Kömürcüler, Yemişlik, Elmalı güzergahında ilerliyorum. Vadi diye bir kır lokantası, o aşırı yağmura rağmen açık üstelik. Yağışlı da olsa yağmurla yaşamaya alışmış yöre insanı yine çay bahçelerinde, yağmurluklarıyla o ıslak çay bahçelerinde ürün topluyor. Kimi toplamış alım yerlerine götürüyor, kimi varangel ile göndermiş çayı hala kenara almamış, kimi yol kenarına kadar getirmiş öylece bırakmış. Velhasılı sizlerin belki demleyip, keyifle içtiğiniz o çayın bahçeden size ulaşıncaya kadar hangi aşamalardan geçtiğini, nasıl bir çileli iş olup, üretildiğini yakından bilemezsiniz tabi.
 
Ali Rıza Albayrak, 75 yaşında ama kendine iyi bakan biri. Bir varangel başında yağmur altında ayaküstü sohbete koyuluyoruz. Ama öylesine seri anlatıyor ki, “hepsini de yaz, sakın atlama” der gibi. Dedesinin alimliğinden, babasının karşı yamaçtaki çay bahçesini yaparken annesinin onu babasının yanına gönderişini ve o zamanlar daha çocuk olmasına rağmen babasının o yaptığı işin kendince  anlamsızlığını (!) ifade ederken, duruyor, “Ben öyle sanıyordum ki, babam o yamaçlarda boşuna uğraşıyor. Orada çay olsa ne olurdu, boşa uğraştı benim kafamda o yıllar ama Allah razı olsun, çocukluk aklı işte nerden bilebilirdim ki.Oysa ben o bahçeden yıllardır rızıklanıyorum” diye gülümsüyor.
“Kopeller” diyor konuşmasının bir bölümünde ve özel sektöre laf etmelerine “boşuna konuşuyorlar, ben özel sektörü de devleti de iyi biliyorum, bugün kopeller (yaramaz gençler, çocuklar) boş konuşuyorlar, özel sektör aleyhine atıp, tutuyorlar ama elenecek. Bazı ufak özel sektör çay sanayileri aradan çekilecek ama özel sektör olmasa bugün o kopeller, çay verecek yer bulamazdı. Gün gelecek, o beğenmedikleri özel sektör, kapılarına varıp çay alacak.” Diyor Ali Rıza Albayrak, ama ben tabi pek anlamıyorum. Demek ki o bölgede tartışılan konular bunlar ki dert edinmiş, aktarmak istiyor bende dinliyorum. Aslında ben işiyorum ama onda öyle üşüme görmüyorum, elimi sıkmış bir yandan dikkatimi çekmek için zaman zaman da sıkıyor ve Rusya federasyonu’ndan başlıyor, Gürcistan’a, oradan bırakıp, babasının Samsun’a tütün kırmaya gittiği günlere varıncaya kadar anlatıyor.
“annem” diyor, “babamlarla Samsun’a tütün dizmeye giderlermiş, onları ..……………yazının devamı için tıklayın

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: