Pamuktaş’tan Karaburga’ya


Çocukluğumuzun geçtiği yollar yok, eskiler de kalmış  saatlerce yürümekte
bile zorlandığımız yolları şimdi arabalarla kısa zamanda aşıyoruz.
Mihmandarımız Nuri, Karaburga gezimizi o planladı akşamleyin. Sabah erken
kalkmamız gerektiğini söylediğin de ben gün ortası gibi algılıyordum meğer
gerçekten de sabah erken kalkmak varmış ama olsundu o kadar. Hem bizim
yıllarca Yaylacılık yaptığımız, havasını suyunu hiç unutmasak ta yaz
aylarında artık birer misafir diye yıllar sonra gidebildiğimiz Pamuktaş’ta,
saatlerce uyumaya da gerek yoktu. Havasından olacak, çok kısa uyku bile sizi
dinç tutmaya yetiyor.




Sabah kahvaltısını kuşluk vakti yapıyoruz ama günlerden de Cuma. Namaz
kılmadan köyden çıksak olmazdı, hem yıllar sonra belki hiç görmediğimiz
insanları görmesek olmazdı. Aysun’un seralarından topladığı sebzelerle
takviyeli, köy yumurtalı ve tabi ki de  sofraların baş tacı kuymakla
donattığı   kahvaltıyı yapıp dışarıya çıktığımız da günün güzel geçeceği
belli oluyordu. Daha evin baş tarafındaki kuşburnuların olmuşlarından üç-beş
tane yememişken Cuma salası verildi. Bu Cuma namazı için hazırlıklı olun
anlamındaydı. Biz makinaları kontrol edip, şarjlarına baktıktan sonra
Karaburga’da üzerimize alacağımız giysileri ve ayakkabıları, orada yemek
için de azıklarımızı hazırlayıp araca koyduk. Ama Mustafa (okumuş) amca
geldi, “öğlen yemeğine bize bekliyoruz” teklifinde bulundu. Büyük bir
mahcubiyetle, ezile büzüle bu daveti geri çevirmek zorunda kaldık. Mustafa
amca haklı olarak çok alındı ama hava şartları öylesi bir daveti
kaldırmıyordu. Gideceğimiz yer, sıradan bir tepe değildi ama bunu anlatmakta
zorlandık açıkçası.

Abdestleri de evde alıp, camiye geçtik. Artık eve dönmeyecek ve oradan da
direk Karaburga’ya hareket edecektik. Nitekim öyle de yaptık. Cuma namazını
eski bir arkadaşım Davut Aygün’le yan yana kıldım, iyi ki de kılmışız. O son
görüşmemiz oldu. Ben bu yazıyı yazmadan iki hafta önce Davut ağabeyin kalp
krizinden vefat ettiğini öğrendim. Cuma namazının ardından Pamuktaş
köylüleri, (çoğu yaz mevsimi için gelmiş) ile selamlaşıp, bir iki soluk
muhabbetten sonra yola koyulduk. Bizim hafız Zekeriya, mihmandar Nuri ve
bizim Müco. Nuri’nin dört çekeri ile gidiyoruz, ahbunlar, Taşlıova, çayırlar
derken birden geçtik Çukur yaylaya.
Yolumuz o kadar uzun değil gibi ama Nuri, çok aceleci. Hav gün gibi, bir
anormallik yok aslında ama “siz bilmezsiniz, bozar bu hava” diyor ama
söylenenlere ben pek inanmıyorum. Yaylayı çıkarken keçi…………..
yazının devamı için tıklayınız

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: